Prof. Dr. Zekeriya Beyaz
Anasayfa >> Beyaz Hoca'ya Sorun

"İslam ileri, Müslümanlar neden geri?"

Beyaz Hoca'ya Sorun


Siz de Sorabilirsiniz

Hocamıza İslamiyet ve diğer dinler hakkında sorularınızı buradan sorabilirsiniz. Hocamız en kısa sürede sorularınızı cevaplayacaktır. Cevaplanan sorular bu sayfada yayınlanmaktadır.

Soru & Cevap

Olabilir. Merhum olmuş yakınlarımız için kurban kesmenin anlamı, onun sevabını onlara hediye etmektir. Birine de olur, bir kaçına da olur, başka hayırlara da olur. Bir fakire, yetime veya herhangi bir muhtaca, bir miktar sadaka vermek ve sevabını da merhumların ruhlarına hediye etmek çok sevap olur, ölmüşlerin ruhlarının ferahlamasına sebep olur. Allah hiç bir hayrı zayi etmez. Allah kabul eylesin.

Sizin yaptığınız suçlama çok büyüktür. Elinizde kesin belge olmadan böyle suçlamaya kalkışmak haksızlık ve günah olur. Buna dinde “Zina iddiası” denir. İspat edilemez ise iftiracı duruma düşersiniz, onunda günahı ve cezası büyüktür. Birçok bay ve bayan çok basit sebeple böylesi iddiayı ileri sürmektedir. Bu çok yanlıştır. Bir bayan bir erkeğe gülse, iftira hazırdır... Siz önce kendi vicdanınızı yoklayın, delilsiz suçlama yapmayın, sonra eşinizle konuşun, söz konusu adamla ilgiyi kesin, bir aile yakınınıza şüphenizi söyleyin ve o insanın uzaklaşmasını sağlayın. Yine bir aile yakınınızla konuşun eşinizi uyarsınlar, yanlış anlamalara fırsat vermesini eleştirsin... En önemlisi eşinizi ciddi biçimde uyarın, kötü anlaşılmaya, aile şerefini lekelemeye hakkı olmadığını etkili biçimde söyleyin... Ve siz eşinizle yakından ilgilenin, cinsel açıdan ona gereken ilgiyi gösterin. Basit sebeplerle de ağır suçlamalardan sakının...

Dinen bir sakınca yoktur. Bu bir anlayış meselesidir. Bazen, “Ben kardeşimin eşi ile aynı yatağa girmem der” ve evlenmez, bazen de, “Kardeşimin çocuklarını ellerin eline bırakmak istemiyorum, bu gelini kapımızdan başka ellere göndermeyiz” derler ve evlenirler. Dinen caizdir. Ama uygulama anlayışa göre değişir. Anadolu'da bu türlü evlenmelere rastlanmaktadır. Kararı evlenecekler vereceklerdir.

Kılınır efendim. Baylar da bayanlar da çorapsız ayak ile namaz kılabilirler, hiçbir sakınca yoktur. İnsan her konuya günah gözüyle bakarsa insanda stres ve ruhsal rahatsızlık doğurur. Vesveseler ve ona bağlı ruhsal hastalıklar hep bu aşırı kuralcılıktan doğmaktadır. Şöyle düşünelim: Dinde zorluk yoktur. Dinin amacı insanlara mutluluk sağlamaktır. Asıl olan iyi niyettir, samimiyetle Allah'a kul olmaktır. Gerisini Allah'a havale ederiz.

Hayır, doğmaz. Eğer o bayan duysa idi, bundan dolayı da üzülmüş olsaydı, acı çekseydi, o zaman onun siz de kul hakkı olurdu. Çünkü ona acı çektirmiş olurdunuz. Ama sizin olayınızda böyle bir şey yoktur. Siz tövbe etmekte en büyük erdemi göstermişsiniz bu konuda Allah'ın affı ve rahmeti sınırsızdır. Allah tövbeleri kabul eder, tövbe geçmişi siler.

Kıyamet kopacak bunda şüphe yoktur. Ama, sözünü ettiğiniz gökten zembille bir şey inecek ve benzeri şeyler uydurmadır. Kıyametle ilgili birçok şey uydurulmuştur. Biz kıyametin kopacağına inanırız. Bu ebedi hayata geçiş sürecidir. Ondan sonra cennet ve cehenneme gidilecek ve ebedi hayat başlayacaktır. Bunun ayrıntısını fazla bilmeyiz. İyiler cennete, zalimler, inkarcılar cehenneme gideler. Biz inançlı ve içi dışı iyilik dolu insan olmaya bakalım. Gerisini Allah'a havale edelim. Yüce Allah biz kullarını öyle sever ki, bir anne yavrusunu kendi eliyle nasıl ateşe atmak istemez ise, Allah da kullarını ateşe atmak istemez. Ama insanlara zulmeden zalimlere de gereken cezayı verecektir. Bu kadar büyük olay çevresinde uydurmalar da olacaktır. Kulak asmayın.

Hayır, günah değildir. Hepimizin cebinde paralar vardır. Üzerinde de rahmetli Atatürk'ümüzün resmi vardır. Onun namazımıza ne zararı olabilir? Aksine şöyle de yorumlayabilirsiniz: Yakamızdaki Atatürk rozeti de sizinle birlikte ilahi huzura durmuş, rüku ve secde etmiştir. Merhum Atatürk ve arkadaşlarının kutsal mücadelesi, İstiklal Savaşı olmasa idi, bugün camilerimizin yerinde kiliseler olabilirdi. O nedenle Atatürk'ü her zaman rahmetle anmalıyız. Şunu da unutmayalım, Türkiye'de “Puta tapma” diye bir konu veya öylesi bir insan yoktur. Dolayısıyla resim ve heykel ile bizim ilgimiz hiçbir suretle bir tapınma konusu değildir. O sadece büyüklerimizi hatırlamak ve gençlerimize tanıtmak arzusudur, kısacası göğsünüzde Atatürk rozeti ve cebinizdeki resimli para ile namaz kılmakta hiçbir sakınca yoktur.

İslamiyet’i gereksiz yere zorlaştıranlar, bir sürü lüzumsuz hüküm icad edenler insanları vesvese hastalığına düşürürler. Mesela, bir abdest alırsanız size bir sürü gereksiz dua ve davranışın şart olduğunu söylerler. Birini yapsanız üçünü unutur veya sırasını şaşırırsınız. Bu defa vesvese başlar, “Oldu mu olmadı mı” diye. İçinize kurt düşer. Bunun çaresiz şudur: “Yaptığım doğrusudur, tamamdır” deyin ve işinize bakın. Asıl olan iyi niyettir. Allah niyetinize bakar. Hiç düşünmeyin “Öyle mi, şöyle mi?” diye. Farzlar bellidir. Abdest alırken yüzünüzü, kollarınızı, ayaklarınızı yıkayın, başınızı mesh edin vesselam.. Ağıza buruna su verme sünneti de yaparsanız yapın, yapmazsanız ne olur? Hiçbir şey olmaz. Yani bunları takıntı yapmayın. Vesvese kitapları okumayın. İslamiyet'i kıldan ince kılıçtan keskin gösteren yani dinimizi öylesine zorlaştıran vesvese kitaplarını sobaya atın.

Arapça'sını bilmiyorsanız, öğrenmeye çalışın. Öğreninceye kadar Hanefi Mezhebi’ne göre Fatiha'nın Türkçe'sini okuyarak namaz kılabilirsiniz. İmam-ı Azam'ın görüşüne göre, caizdir. Biz Arapça bilmiyoruz, ama yüce Allah her dili bilir, bizi anlar. Önemli olan Yüce Allah ile aramızda manevi bağ kurmaktır, iyi niyettir, ihlas ve samimiyettir. Bugün milyonlarca insan, Arapça sure ve duaları bilmediği için namaz kılmıyor. Bu yanlıştır. Yalnız “Allah Allah” diyerek bile namaz olur. İnsanı Allah'ın huzuruna çıkmaktan alıkoyamaz. Allah'a içinizi açın, O'na yönelin, asıl olan budur. Diliniz, gücünüz nasıl yetiyorsa öyle dua edin. Allah kabul eder. Dinde zorluk yoktur. Bir taraftan da bilginizi artırın efendim.

Zeka engelli insanlar, engelleri ölçüsünde sorumlu olmazlar. Dini emir ve yasaklar akıl ve iradeye yöneliktir. Akıl ve iradesi yerinde olmayan insanlar sorumlu da değildirler. Onların boy abdesti normal temizlikleri ne ise odur. O türlü bir evlada bakım yapmak ölçülemeyecek kadar büyük sevaptır. Siz de cennete o engelli kızınıza şefkatle bakma sevabı ile gidersiniz. Bütün özürlü insanlar bize yüce Allah'ın emanetidir. Onlar bizim için birer ilahi imtihan sebebidir. Onlara iyi davranan ve yardım eden sınavı kazanır. Ne mutlu size.....

İnsanın cünüp iken ölmesi, hiçbir özel hükmün doğmasına yol açmaz. Cünüplük mel'unluk veya gavurluk değildir. Cünüp olan insana sadece boy abdesti almak farz olur. O halde iken ölürse, hiçbir şey lazım gelmez. Halkımızın zihninde, cinsel ilişki ve cünüplük bir suç ve mel'unluk gibi algılanıyor. Zina haramdır. Eşlerin ilişkisi sevaptır. O halde ölse ne olur? Cünüplüğün ve ilişkinin büyük bir suç gibi algılanması yanlıştır. Haramlar bellidir, helal fiiller bellidir. Eşlerin ilişkisi hem helal hem de sevaptır. Ruhbanlık zihniyetinde ise cinsel ilişki hepten kötü ve günah görülür. İslam'da öyle şey yoktur. Kaldı ki, ölüye gusül yaptırılmaktadır, ölü yıkamanın anlamı gusül yaptırmaktır.

Bugün ikinci bir defa evlenmek için gereken şartlar binde bir bile yoktur. Bir erkek ikinci defa evlenmek isterse sanmasın ki mutlu olur, aksine daha da huzuru kaçar. Burada ilk eşinin de kusuru bulunabilir. Eşinin gönlünü dolduramamış demektir. İmam nikahının geçerli olması için ilk eşin razı olması elbette gerekir. Bu ailenin huzuru ve saadeti için şarttır. Ailede çok önemli bir iş yapılıyor, hanımın da görüşü alınır, alınmalıdır. Eğer birinci eş ilk evlenme zamanında "Benim üzerime bir başka eş alamazsın, alırsan o nikah geçersiz olsun" diye bir şart koşarsa, böyle bir nikah geçersiz olur. Şimdi Türkiye'de ilk evlenme zamanında ikinci bir evlilik yapılmayacağına dair kanunla desteklenen zımni şart vardır. O nedenle “Böyle bir nikah geçersiz olur” denilebilir. Sonuç olarak şunu söyleyelim, mutlu olmak istiyorsanız tek eşle yetinin, eşinizi yetiştirin, geliştirin, elinden tutun, eksik gördüğünüz yönünü destekleyin, tamamlayın... Mutluluk tek eşledir. İslam'ın amacı da tek eşliliktir.

Siz inanmanıza devam edin. Eşinizi de yanlış yorumlamayın. Bizler ileriden beri suçlamayı çok severiz. Önümüze gelene “Dinsiz” demek çok günahtır. Eşiniz belki bazı yanlış işlere karşı çıkıyordur. Biraz iyiye yorumlayın. Bir insana “İtikadı yok” demek zor bir şeydir. Önce onu da Müslüman bilin, varsa yanlışı tatlılıkla uyarın. Din adına çok yanlış şeyler yapılıyor, biri de ona karşı çıkınca hemen itikatsız oluyor. Aslında onlar dine karşı çıkmıyorlar, din adına yapılan yanlışlara ve istismara karşı çıkıyorlar... Anlamaya ve varsa yanlışı düzeltmeye çalışın ama, itikatsızlıkla suçlamaktan sakının. Ayrıca herkesin vebali kendi sırtınadır.

Kur'an'da Hızır Aleyhisselam adıyla bir kimseden bahseden bir ayet yoktur. Kesin hadislerde de yoktur. Dolayısıyla Hızır'ın melek veya Peygamber olmadığı kesindir. Hz. Musa ile beraber dolaşıp bir takım işler yapan kişi için Kur'an'da "Kullarımızdan bir kul" ifadesi kullanmaktadır. (Kehif Suresi: 65) İşte bu Allah'ın kuluna “Hızır” denilmektedir. Bunun insan mı, melek mi olduğunu bilemeyiz.. Çünkü Kur'an açıklamamıştır. Esasen bu gibi şeylerle uğraşmak faydalı da değildir.

Mezhepler İslam'ın doğuşundan 250 yıl sonra çıkmıştır. Mezhep, imamlarının ictihadlarıdır. İhtilaflı olan bir konuda Müslüman vatandaş seçme hakkına sahiptir. Hangi mezhebi isterse onu seçer, isterse de mezheplerden seçme yapar. Mezhepler, dinde kolaylık sağlar. Ama mezhepler arasına aşılmaz duvarlar koyarsanız o zaman mezhepler zorluk sebebi olurlar. Şimdi olduğu gibi... Sonuç olarak dilediğiniz mezhepten dilediğiniz konuyu seçebilirsiniz ve ona uyabilirsiniz. Aksini söyleyenlere itibar etmeyin, onları da uyarın, dinde zorluk yoktur.

Abdestini tutamayanlar özür sahibi olurlar. Böylesi kimselerin abdesti o özürden dolayı bozulmuş olmaz. Normal abdestini alır, namazını kılar, isterse o anda kan veya bir başka akıntı devam etsin hiçbir zarar vermez. Çünkü dinde zorluk yoktur. Sadece her vakit için bir abdest alırsa iyi olur. Böylesi kimseler kolaylık için öğle ile ikindiyi, akşam ile de yatsıyı birleştirirler. Ayrıca namazların sadece farzlarını kılarlar. Böylece kolaylık olur. Bir de vitir kılınır o kadar.

Kur'an'da "Senden ruh hakkında soruyorlar, de ki ruh Allah'ın emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir." (İsra Suresi: 85) denilmektedir. “Emr” kelimesinin bir anlamı da “iş” demektir. Buna göre ruh Allah'ın işlerindendir. Ve insanlar, onu tam olarak bilmezler. Esasen bizim ruhun özünü-mahiyetini- bilmemize gerek de yoktur. Ama, biraz öğrenmek istiyorsanız, bugün ruh ile meşgul olan psikoloji, para psikoloji, psikiyatri gibi bilim dalları vardır. Bu bilim dalları da ruhun mahiyetini -özünü- değil, özelliklerini, sağlık ve hastalık durumlarını inceliyorlar. Sizde o konulardaki eserleri okuyun. Ama ruhun mahiyeti ile uğraşmayın, yararlı değil, zararlı olur. Çünkü sağlıklı bilgi edinemezsiniz.

Biz insanlar kader ve alın yazısını bilemeyiz. Kur'an'da kaderle ilgili açık ve kesin bir hüküm yoktur. Biz kendimizi alın yazısı yani kadere göre yönlendiremeyiz. Çünkü onun ne olduğunu kimse bilemez. Alışılmıştır, başına kötü bir durum gelen kimseler, "Bu benim alın yazımmış" derler. Kendi hatasını örterler. Halbuki biraz inceleseniz kendi suçundan veya hatasından başına gelmiştir o iş... Evlenmelerde bizim irademiz vardır. Tabii başkalarının da iradesi var. Yarın ne olacağını Allah bilir. Bugün bekar olana yarın bir hayırlı kapı açılır. Biz elimizden gelen iyi şeyleri yapalım, iyi bir evlilik yapabilmek için mümkün olan çabayı gösterelim, bundan sonrasını Allah'a bırakalım. Kısacası insanların elinde bir şey yoktur, her şey alın yazısı ile oluyor şeklindeki bir düşünce yanlıştır.

Dinimizde askerlik farzdır. Askerlik çok büyük bir fazilet ve sevaptır. Askerliğin ne kadar büyük bir sevap olduğunu anlayabilmek için, bir an ordumuzun dağıldığını düşünelim. O zaman neler olacağını göz önüne getirelim: Düşmanlar derhal saldırırlar, ülkemizi işgal ederler. Namusumuz ayaklar altında kalır. Dinimiz ve devletimiz felakete uğrar. Bu durumda başımıza gelecek felaket ve feceatleri saymakla bitiremeyiz. Gençlerimiz öldürülür, hanımlarımız tecavüze uğrar, esir oluruz. İşte askerlik bütün bu felaketleri önleyen bir kurumdur. Mehmetçiklerimiz, namusumuzun, camilerimizin ve de bütün maddi, manevi varlığımızın bekçisidir, koruyucusudur. Sevabı da ona göre büyüktür. Bir saatlik nöbet 60 yıllık ibadetten daha sevaptır.

Biz kaderin ne olduğunu bilemeyiz. Alnımıza yazılanla da sorumlu değiliz. O nedenle hayatımızı da ona göre düzenleyemeyiz. Biz Kur'an'da ki emir ve yasaklarla, akıl ve bilim ile sorumluyuz. İntihar etmek büyük günahtır. Ama intihar eden insan kafir olmaz. Sonuçta bir insan öldürmüş olur. Büyük günah işlemiş olur. Onun içine düştüğü bunalım ise, Allah ile kendisi arasındaki olaydır. Biz bilemeyiz. Biz ısrarla intiharın büyük günah olduğunu söylemek zorundayız ve öyledir. Yaşamak her şeye rağmen güzeldir. İntihara kalkışan kişi “Hayatın problemlerinden korkuyor” demektir. İnsan o problemleri yenmeye çalışacaktır. Her şey değişir sıkıntılar da değişir.

Bu uyduruk bir sözdür. Güya insanları Cuma namazına sevk edebilmek için bu türlü yalanlar uydurmuşlardır. “3 Cuma namazı kılmayan münafık olur veya cenaze namazı kılınmaz” gibi sözler İslam'a iftiradır ve de çok zararlıdır. Çünkü bu türlü sözler insanları bunalıma sokar. Sonra yalan üzerine din bina edilmez. Cuma namazı farzdır, kılmak gerekir, kılmayanlar ise, özürsüz iseler günahkar olurlar. Ama hiçbir zaman münafık olmazlar, namazları kılınmayan kafir olmaz.

Dünyada ve sulh zamanında bir cezası olmaz. İsteyen istediği gibi inanır. Ancak savaş halinde Müslümanların içinden bazı kimseler karşı düşman Hristiyan tarafa geçerse, onların dinine girerse burada savaş hukuku işler, o kişiye casus muamelesi yapılarak cezalandırılabilir. Bizde mürtede verilen cezalar da genelde savaş hukuku ile ilgilidir. Ahirette ise elbette cezası büyük olur. Çünkü son ve gerçek din İslam'dır. Onu bırakıp da bozulmuş olan bir dine giren kişi kafir olur ve ilahi cezaya uğrar. Allah'tan gelen İncil bir tanedir. Bugün Hristiyanların elinde birbirine benzemeyen 4-5 İncil vardır. Hangisi ilahidir? Demek asıl olan ortadan kaybolmuş... Halbuki Kur'a-ı Kerim değişmeyen ve tek olarak ilahi kitap olarak elimizdedir. Biraz bunları bilen kimse Hristiyan olmaz. Misyoner propagandasına kanan insanlar ya çok cahil ya da menfaat peşine düşmüşlerdir. Onlar dinlerini para ile değiştirmiş olurlar. Bir Müslümanın Hristiyan olması her şeyden önce ayıptır. Çünkü o kişinin cahilliğini sergiler.

İslam öncesi Araplar’da çeşitli boşama biçimlerinden birisi de Zihardı. Adam eşine "Sen bana anamın sırtı gibisin, anamın karnı gibisin" ve benzeri bir söz söylerse, bununla eşi kendisine haram olurdu. İslam bu adeti hem benimsemedi, hem de buna bir kefaret -ceza getirerek, dolaylı yolla yasakladı. "Sen bana anamın sırtı gibisin" diyen bir kimsenin eşi kendisine haram olur. Ancak, ya bir köle azad ederse veya 60 gün peş peşe oruç tutarsa veya 60 fakire birer günlük yiyecek miktarı sadaka verirse, eşi kendisine helal olur. İslam böylece bu adeti dolaylı olarak yasaklamış oldu. Türkiye'de böyle bir yemin ve boşama biçimi yoktur. Ancak bazı baylar eşlerine söz arasında, "Anam, yavrum" gibi sözler söylüyorlar. Bunlarda yemin veya boşama kastı yoktur. Bir şey lazım gelmez. Ama insan eşine anam ve yavrum gibi sözler söylemekten kaçınmalıdır. Bayan da eşine "Babam, oğlum, kardeşim" gibi laflar söylememelidir.

“Cinlere karışmak” diye bir şey yoktur. Ancak cinlerle bir takım temaslar kurulabilmektedir. Bunda da bir doğru var, yüz yalan vardır. “Cinlere karıştım, onlarla evlendim, onlardan çocuğum oldu” diyen insanların, hemen tamamı ruhsal yönden hasta olmuş kimselerdir. O kimseleri tatlılıkla bir psikiyatra götürmek ve tedavi ettirmek gerekir. İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesinde uzman doktorlar vardır. Hastanızı mutlaka oraya götürün...

İslamiyette ve hukukta konular birbirine katılmadan ele alınır. Siz hayat kadını olarak çalışıyorsunuz dinen günahtır. Buradan kazandığınız paranın harcaması ikinci ve ayrı bir konudur. Bu parayı zararlı bir işe harcamak mümkün olduğu gibi hayırlı bir işe harcamak da mümkündür. Zararlı bir işe harcarsanız ondan günah kazanırsınız, hayırlı bir işe harcarsanız da sevap kazanırsınız. Mesela, o para ile esrar alsanız ve bunu öğrencilere dağıtsanız, bu sizin için büyük günah olur. Fakat aynı para ile çocuk elbiseleri alsanız yoksul çocuklara dağıtsanız, bu da sizin için büyük sevap olur. O nedenle babanızın mezarını da yaptırırsınız, başka hayır da yaparsınız ona göre de sevap alırsınız. Sizin hayat kadını olmanız, o ayrı konudur, o günahtır, ama parayı hayırlı işlere harcamanız ise sevaptır. O mesleği bırakmak için çaba harcayın, Allah'a tövbe ve dua edin, sakın Allah'tan ümit kesmeyin, "Allah'ım beni bu işten kurtar" diye yakarın ve siz de çaba gösterin, Allah size hayırlı kapılar açsın ve kurtarsın...

Bir adak yapıldığı zaman mümkün ise yerine getirilmelidir. Gücü yetmez ise gücü yetene kadar bekler ve bu süre içinde sorumlu olmaz. Gücü yetince yerine getirmelidir. Gücü yetmeden ölürse sorumlu olmaz. Yapılan adakların meşru şeyler olması gerekir. Suç ve günah olan şeyler adak olmaz. Öylesi adaklar da yerine getirilmez.

Olabilir. Kul hakkı ile Allah hakkı çelişirse kul hakkı tercih edilir. Yani siz namazda iken bir eşyanız çalınsa veya çocuk ateşe doğru sürünse, hemen namaz bozulur, malınız veya çocuk kurtarılır. Sonra namaz tekrar kılınır. Siz namazda iken kapı çalınsa, kapıyı açacak başka kimse yoksa o zaman namaz bozulur, kapı açılır sonra namaz tekrar kılınır. Bunların hiçbir günahı yoktur. Dinin amacı insanlara müşkilat ve zorluk çıkarmak değildir. Kapıyı çalan kişi çok önemli olabilir, açılmayınca da döner gier. Bu da zarara sebep olabilir. Dinde zorluk yoktur.

Yapılan gizli nikah yanlıştır. Nikahın özünde aleniyet vardır. Saklı gizli nikah olmaz. Zaten o kişiden uzaklaşmış ve normal evlilik de yapmışsınız. Burada o gizli nikah geçersiz olmuştur. Sizin yapacağınız bir görev vardır o da yüce Allah'a tövbe etmek ve işlenen günahtan dolayı af dilemektir. Tövbenin kabul edilmesi için de fakirlere sadaka vermen de fayda vardır. Böyle kanun ve din dışı konulardan uzak olunuz, özellikle aile hayatında davranışlarınız dine ve kanunlara uyğun olursa, o zaman maddeten ve manen huzurlu olursunuz.

Beyaz Hocanın'ın Tüm Kitapları



Satın almak için www.sancakyayinlari.com'u ziyaret ediniz!