Prof. Dr. Zekeriya Beyaz
Anasayfa >> Makaleler >> Hoşgörü ve İyimserlik

"İslam ileri, Müslümanlar neden geri?"

Hoşgörü ve İyimserlik


Hoşgörü ve İyimserlik

Eskiden beri bazı dindar kimseler hep çevrelerini din adına suçlarlar, eleştirirler. Hatta onları bir çeşit düşman olarak görürler. Bu türlü kimselere dindar demekten çok “dini dar“ demek daha doğru olur. Halbuki İslamiyet, inananlara hoşgörülü olmayı aşılar. Bu konudaki en güzel örnek, sevgili Peygamberimizin, Hıristiyan olan Habeşistan kralının ölümü üzerine ona gıyabi cenaze namazı kıldırması olayıdır.

Eskiden beri bazı dindar kimseler hep çevrelerini din adına suçlarlar, eliştirirler. Hatta onları bir çeşit düşman olarak görürler. Bu türlü kimselere dindar demekten çok “dini dar“ demek daha doğru olur. Gerçekten de onların dini nalaşıyları dardır. Görüşleri kısırdır. Derinlikleri yoktur, bakış açıları sğıdır. Her şeyi sadece dış görünüşü ile tanırlar, olayların iç yüzüne arka planına nufuz edemezler. Bu türlü yüzeysel görüşleri ile de İslamiyet’i en iyi kendilerinin anladığını zannederler. Öğrendikleri kırık dökük, yarım yamalak basit bilgilerle her şeyi ve herkesi ölçerler, tartarlar ve ona göre de yanlış bulurlar, zararlı görürler, dine aykırı sayarlar. Bununla d akalmayarak din adına suçlarlar, günahkar ilan ederler. Duruma göre kafir veya zındık sayarlar. Cehennem onların özel azaphanesi gibidir, önüne geleni zebanilere teslim eder, cehennemde yuvarlarlar.

Dini darların yüzleri hiç gülmez. gülmek büyük günahtır. Suratlar hep asık, tavırlar sert, kaşları çatık, yürekleri katı, hükümleri acımasız ve davranışları kabadar.

Üzülerek ifade edelim ki, dini darların bu sevimsiz ve de sapık tutum ve davranışları, hemen bütün Müslüman dindar insanların ortak tavırları gibi algılanır. Bunlarla karşılaşanlar bütün dindarlara o gözle bakarlar. Halbuki normal dindar insanlar son derece geniş görüşlü, hoşgörülü ve musamahakar insanlardır. Çünkü yüce dinimiz İslamiyet’in temel ilkeleri hoşgörülüdür.

İyi niyet asıldır

İslamiyet’te hoşgörü ve geniş görüşün birçok temel prensibi bulunmaktadır. Bunlardan birinci hüsnü niyettir. Yani iyi niyettir.

Müslüman kişi çevresindeki insanlara ve olaylara öncelikle iyi niyetle bakmak zorundadır. Hem kendisi iyi niyetle bakmalı, hem de herkesi iyi niyetli görmeli, iyi niyetli kabul etmelidir.

Elimizde hiç bir bilgi ve belge olmadan her olayı ve her kişiyi kötü niyetli, düşman gibi görmek son derece yanlıştır. Elinizde bir belge olursa ona göre düşünün ama, meydanda hiçbir şey yok iken, karşılaştığınız kişi ve konulara birer fitne ve fesat gözüyle bakmak öyle değerlendirmek, öncelikle haksızlık olmaz mı ? Bu durumda da siz kendiniz yanlış yapmış hale gelmez misiniz ? Dolayısıyla insanları iyi niyetli kabul etmeliyiz, başkalarının bizi naslı iyi niyetli kabul etmesini arzu edersek, biz de herkesi öncelikle iyi niyetli saymalıyız.

Zan ilim ifade etmez

Herkesten, herşeyden şüphelenmek doğru değildir. Her insana ve her olaya bir polis gözlüğü ile bakmak yanlıştır. Polisler meslekleri gereği göyle bakmalıdırlar. Ama normal sade vatandaşlar çevresine, olaylar düz bakmalı, herkesi namuslu ve şerefli insan olarak görmelidir. Ancak tedbirli olmak, saf ve avanak bir yapı da sargelememek gerekir. Çünkü inzarmadır iyi niyetini ve hoşgörüsünü sömüren birtakım kötü niyetli kimselerin varlığını da unutmamak gerekir.

Fakat, herkesten, herşeyden şüphelenen vehimli ve vesveli inan olmak da son derece zararlı ve sakıncalıdır. Bu türlü davranışlar zamanla psikolojik bozukluğa da yol açabilir.

Kur’an-ı Kerim Müslümanlara  “Ey iman edenler fazla zannetmeyin, çünkü bazı zan günahtır…” (Hucurat: 12) buyurur. Herşeyden şüphelenmek ve suizanda bulunmak yanlıştır. Gerçekten bazı şüphelenmeler günahtır. Aile hayatında, eşler arasında, iş hayatında iş arkadaşları hakkında birtakım kötü şüpheler icad etmek son derece zararlıdır. Sonuçta büyük sıkıntılara sebeb olabilir. Elde hiçbir kesin belge olmadan kötü şüphelere düşmek elbette günahtır. Çünkü Kur’an-ı Kerim, “Zan -şüphe- gerçeği ifade etmez..” (Yunus: 36) Şüphe ile hüküm olmaz. Sizin şüpheli gördüğünüz konunun belki de makul başka bir sebebi vardır.

Dolayısıyla insanlara ve olaylara şüphe ile bakmak, herkesi ve herşeyi kötü zannetmek İslam ile bağdaşmaz. Çünkü şüphelerin bazısı günahtır ve de şüphe ilim ifade etmez, şüphe ile hüküm verilmez.

Herkes masumdur

İslamiyet’te ve hukukta temel ilkelerden bir tanesi herkesin masum olduğu ilkesidir. Buna “beraet-i zimmet asıldır” denir. Yani, normalda bir insan masumdur, suçsuzdur, iyidir, güzeldir. Ancak suçlu olduuna dair delil bulunan kimseler suçludur. Elde hiçbir delil olmadan insanlara suçlu gözüyle bakılamaz. İnsanların suçlu olmadıklarına dair belge aranmaz. Çünkü herkes normalde suçsuzdur. Suçluluk için belge aranır.

Ama, ne acıdır ki, bağnaz kimseler herkese temelden suçlu gözüyle bakarlar. Olaylara ve sorunlara da aynı biçimde peşin olarak suçlu ve kötü gözüyle yaklaşırlar. Bu türlü peşin hükümler ise, insanı kolayca yanlaşı ve zararla yargılara, dolayısıyla da, zararlı davranışlara sürükleyebilir.

Asıl olan herşeyin helalliği

İnsanları dar görüşlü ve bağnaz olmaktan koruyan bir temel ilke ibaha ilkesidir. Hayatta normal olarak herşey ve her davranış helaldir, meşrudur. Ancak, haram olduğuna dair hakkında belge bulunanlar haramdır.

Dolayısıyla her şeyin helal olduğuna dair belge aranmaz. Çünkü herşey helaldir. Ancak, hakkında haram hükmü bulunan şeyler haram ve yasaktırlar. O halde, çevremizdeki insanların sergiledikleri her davranışı bir suç ve günah olarak görmek yanlıştır. Hakkında günah olduğuna dair bir hükm yoksa, o iş helaldir, mübahtır, serbesttir. O halde çevremizdeki kişi ve olayları öncelikle günah ve suçlu görmek hakkımız yoktur. Bunun yerine öncelikle meşru ve muhterem görmek görevimiz vardır.

Sonuç: Hoşgörü ve iyimserlik

Buraya kadar açıkladığımız gerçekler gösteriyor ki; İslamiyet’te hoşgörü temel esaslardan biridir. Daha doğrusu kişi ve olaylara iyi niyetle bakmak, kötü zandan sakınmak, her şeyin temelde helal olduğunu bilmek, ancak haram olan şeyleri haram kabul etmek ve her insanı suçsuz ve masum görmek, ancak suçlu olduğuna dair belge olanları suçlu saymak… İşte, bunlara uyduğumuz taktirde, hoşgörülü olmak, iyimser olmak herkese sevgi ve şefkatle yaklaşmak şart olur. Daha doğrusu öyle davranmak, hoşgörülü olmak zorunda kalırız.

Görülüyor ki, İslamiyet’in emirlerine uyduğumuz zaman, hoşgörülü ve iyimser olmak bizim tabii ahlakımız ve davranışımız haline gelmektir.

Bağnazlık sapmadır

Bütün bunlardan sonra bağnazlığın dinden sapma olduğunu söylemek gerekir. Herkesi günahkar gören, herkesi suçlu sayan kimseler bizzat kendileri çizgiden çıkmışlar, suçlu ve günahkar durumuna girmişler demektir.

Ne acıdır ki kendileri yoldan çıkmış, İslam ilkelerini çiğnemekte olan söz konusu kimseler, aksine başkalarını dinden uzaklaşmakla suçlamaktadırlar.

Halbuki İslamiyet’te insanlar mütevazı olacak, kendisini alçak gönüllü ve günahkar görecek, başkalarını ise üstün ve daha muhterem görmeye gayret edecektir. İslam’ın ihlas ve samimiyet anlayışı bunu gerektirir. Ne acıdır ki; şimdilerde bazı kimseler kendi dindarlıklarını ilan ederek menfaat sağlamaktadırlar.

Hz. Peygamber’in Hıristiyan Habeş Kralına cenaze namazı kılması

İslamiyet’teki hoşgörü ve musamahanın ne derece geniş ve önemli olduğunu göstermek için peygamberimizin bir cenaze namazından söz edelim.

Evet, sevgili peygamberimiz, Hıristiyan olan Habeşistan kralının ölümü üzerine ona gıyabi cenaze namazı kılmışlardır.

Olay şöyle gelişti;

Mekkeli müşrikler, Müslümanlara çok eziyet ediyorlardı. Artık dayanılmaz hale gelmişti baskılar. Bunun üzerine Peygamberimiz bir grup Müslümanın Habeşistan’a göç etmelerini izin verdi. Hıristiyan olan Habeşistan kralı Necaşi, Müslümanlara gayet iyi davrandı, onları hikayesine aldı, korudu. Sonra ikinci bir grup Müslüman daha hicret ett Habeşistan’a…

Mekkeli müşrikler geldiler, sığınmacı Müslümanları, kraldan geri istediler. Fakat kral Müslümanları teslim etmedi, korumaya devam etti.

Tabii aradan yıllar geçti, Müslümanlar galip geldi. Müşrikler yenilde. Habeşistan’daki sığınmacılar geri döndüler.

Ve bir gün Haşbeşistan kralının ölüm haberi gledi. Bunu duyan Peygamberimiz, sahabelerini topladılar, ölen ve Hıristiyan olan Habeşistan kralı Necaşi’ye gıyabi enaze namazı kıldırdılar ve onu dua ettiler. (Buhari: 4/325)

Böylece peygamberimiz, hem İslamiyet’in hoşgörüsünü, musamahasını fiilen gösterdiler, hem de, Müslümanlara iyilik yapan Hıristiyan Habeşistan kralına karşı vefakarlık ifa ettier.

Biz Müslümanların bu olaydan alacağı büyük dersler vardır.

Bugün bazı Müslümanlar Hıristiyanlara karşı, Hıristiyan Avrupa’ya karşı düşmanca bir bakış içindedirler. Halbuki, Peygamberimiz bir Hıristiyan krala karşı gıyabi cenaze namazı kılıyor!… Yani o Hıristiyan kralın Allah katında af olması için yüce Allah’a dua ediyor. Bu zat Hıristiyandır, kafirdir demiyor.

Dolayısıyla biz Müslümanların da bugün bizimle samimi iyi niyetli dayanışma içinde bulunan Hıristiyanlara karşı hoşgörü ile yaklaşmamız gerekir.

Sonuç olarak; ifade edelim; İslam görüşü dinidir, Müslüman hoşgörülü olmak, iyi niyetli olmak, herkesi sevgi ve şefkatle yaklaşmak zorundadır.

İslam adına bağnazlık yapan herkesi ve herşeyi suçlu gören kimseler, öncelikle kendileri suçlu ve günahkar duruma düşmüş olurlar. İslamiyet’in musamahakar ilkelerini çiğnemiş bulunurlar.

İslam adına herkesi suçlayanlar, İslamiyet’i kendi dar görüşleri doğrultusunda yorumlara kimseler, sevgili Peygamberimizin, Hıristiyan Habeşiştan Kralı Necaşi’ye gıyabi cenaze namazı kıldığını düşünmelidirler. Böylece İslamiyet’in nasıl hoşgörülü bir din olduğunu öğrenmeli ve kendilerini düzeltmelidirler.

Beyaz Hocanın'ın Tüm Kitapları



Satın almak için www.sancakyayinlari.com'u ziyaret ediniz!